Rüya nedir?

Şuuraltı faaliyetlerin uyku sırasında zihinde yarattığı hayallerdir.

Hayat boyunca edindiğimiz çeşitli izlenimler, birçok düşünce ve duygular şuuraltında saklanır. Şuuraltımız, uyanıkken şuurun devamlı kontrolü altındadır. Ama uyuyunca şuurun kontrolü kalkar, şuuraltında saklı İstekler, düşünceler çeşitli hayaller şeklinde zihnimizde belirir. Rüyalar çeşitli sebeplerle görülür. Bunların başında «dış etkiler» gelir.

Bunlar uyku sırasında meydana gelen bir dış etkinin doğurduğu rüyalardır. Mesela uykuda iken duyulan bir su sesi, bir müzik parçası, ya da çekiç sesi, yahut koklanan bir koku bu olaylarla ilgili rüyalara sebep olabilir. Bir de «telafi rüyaları» vardır. Bu çeşit rüyalar bazen üstü örtülü olarak gerçekleşmemiş isteklerimizi yerine getirir.

Çok şiddetli baskı altında kalmış isteklerimiz bazen «korkulu rüyalar» görmemize yol açar. Ayrıca bir cezaya uğrama endişesi de korkulu rüya görmemize sebep olabilir. Nihayet sevilen bir şeyin kaybedilmesinden doğan endişe yüzünden görülen rüyalar vardır. Bunlara, «endişe rüyaları» denir.

Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçirmekteyiz. Bu da 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir. Uyku günlük çalışmalardan yorgun düşen insan bedeninin ve sinirlerinin dinlenme zamanıdır. Ünlü ruhbilimci Sigmund Freudun da araştırmalarının büyük bölümünü oluşturan uyku sırasında kişinin bilinç altında düşüncelerinin özlemlerinin ya da isteklerinin bir film şeridi gibi göz önünden geçtigi varsayılır. İşte bizler bu olguya Rüya adını veriyoruz.

Freud'a göre bilincin gizlediği tamamen sakladığı bu olgular ortaya çikabilmek için yol aramaktadırlar. Bunlardan bazıları da rüyalar haline girerek kendilerini göstermektedirler.Freud'un yolunda ilerleyen doktorlar da günümüzde rüyalara büyük deger vermektedirler. Onlar rüyaları bilimsel sekilde açıklayarak hastalarını tedavi etmektedirler. Rüyalarda yasananlar inanilmayacak kadar hızli gelişir. Bir kaç dakikalik rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sandığımız garip şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izlerler.

Bu nedenle rüyada zaman kavramı olusmaz. Ancak zaman kavramini biz uyandiktan sonra beynimizin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece. Eski çağlardan beri insanları ilgilendiren rüyalara ilkel toplumlarda çok önem verilmistir. Rüyaların korkulan tanrılar tarafindan verilen armagan veya cezalar olabilecegine inanilmistir.

Daha sonra kahinler rüyaları açıklamaya yorumlamaya baslamışlardır. İlk rüya yorumcularının ne zaman ortaya çıktıkları da belli değildir. Ancak Babil'in kahinlerinin büyük ün yaptıkları bilinmektedir. Kaldeliler Astroloji astroloji vb. nin yanı sıra rüya yorumlarında da basarı kazanmışlardır. Zamanla belirli rüyaların anlamları da kesinlesmiştir. Eski Mısırlılar eski Yunanlılar ve Araplar rüya yorumlarıyla ilgili kitaplar yazmışlardır.

Neden rüya görürüz

Kimi araştırmacılara göre rüyalar uyku sırasında beyinde görülen etkinliklerin bir yan ürünü yalnızca; kimilerine göreyse insanların bilinçaltının kişiliklerinin geri planda kalmış yönlerinin kendine çıkış yeri bulduğu özel bir durum. Rüya araştırmaları denilince çoğu insanın aklına ilk gelen ad Sigmund Freud olsa gerek. Rüyaların bilinç altına giden ana yol olduğunu söyleyen Freud 'un ilk kitaplarından biri 1900 yılında yayımlanan "Rüyalar ve Yorumları" (Die Traumdeutung). Freud 'a göre rüyaların amacı günlük yaşamda bastırıarak bilinçaltına atılmış ilkel çoğunlukla da cinsellik ve saldırganlıkla ilgili isteklerin dışa vurulmasıydı.

Rüyalarda geçen ögelerin birçoğu sembolik bir biçimde bu bastırılmış istekleri gösteriyordu. Bu sembollerin gizli anlamlarını bulmak ve kişinin bastırılmış duygularını ortaya çıkarmaksa psikanalistin işiydi. 20.yüzyılın başlarında neredeyse Freud kadar popüler olan bir başka rüya kuramcısıda Carl Güstav Jung 'du. Jung Freud 'un rüyaların günlük yaşamda doyurulamayan ilkel gereksinimlerin biçim değiştirmiş hali olduğu görüşünü reddetmiş ve rüyaların işlevinin tamamlayıcı olmaktan çok dengeleyici olduğu görüşünü ortaya atmıştır.

Yani insanların yaşam biçimlerinin getirdiği kısıtlamalar sonucu kişiliklerinin ortaya koyamadıkları yönleri rüyalarda ortaya çıkıyordu. Rüyalarda geçen semboller bilinçaltından gelen zihinsel görüntülerdi ve yadsıdığımız ya da endişe duyduğumuz yönlerimizi tanımamıza ve kabullenmemize yardım ediyordu. Bu sembollerin kökeninde Jung 'un "ortak bilinçaltı" olarak adlandırdığı bilinçaltının doğuştan gelen başka insanlarla ortak bölümü vardı. Analistin işiyse rüyalarda geçen bu "arketip" sembolleri yorumlayarak kişinin gelişimine katkıda bulunmaktı.

Doğum ölüm Ay yıldızlar kahramanlık büyü güç tanrı şeytan yaşlı bilge gibi sembollerin örnekleri rüyalarda olduğu kadar söylencelerde peri masallarında çeşitli dinlerde de görülebiliyordu. Jung 'a göre insanlar rüyalarındaki simgeleri gözlemeyi ve bunların içeriğini bilinçli bir biçimde yorumlamayı öğrenerek onun "birey olma"olarak adlandırdığı daha yüksek bir bilinç düzeyi kazanma sürecini başlatabilirlerdi. Freud ve Jung 'un görüşleri bilimadamlarınca çok tartışıldı. 1953 yılında uykudayken belli zaman aralıklarıyla görülen hızlı göz hareketlerinin (rapid eye movements-REM)rüya görmeyle ilişkili olduğunun anlaşılmasıyla rüya araştırmalarında yeni bir dönem başladı.

O zamana kadar rüyaların tuhaflıklarla dolu uygunsuz duygular ve isteklerden oluşan duygu yüklü ve gerçekçilikten uzak deneyimler olduğu düşünülüyordu. Bunlardan önceki araştırmalarda genellikle küçük bir örneklem kullanılıyordu ve araştırmalara konu olan rüya raporları rüyanın sabah uyanınca anımsanabildiği kadarını yansıtıyordu. Laboratuvar ortamında REM uykusundan uyandırılan deneklerin raporlarından rüyaların konularını genellikle günlük sıradan olaylardan aldığı; rüyaların anılarımızın zihinde bir tür yeniden canlandırılması değil konu bütünlüğüne sahip öyküye benzer yeni kurgular olduğu ortaya çıkarıldı.

Sanılanın aksine uykudan önce ya da uyku sırasında verilen uyarıcıların rüyaların içeriğini etkilemediği de görüldü. REM uykusundan uyandırılan insanların rüya raporları genellikle bir iki daktilo sayfasını buluyordu. Araştırmacılar REM uykusu sırasında insanları uyandırdıklarında ve onlardan rüyalarını anlatmalarını istediklerinde REM uykusundan uyananların hemen hepsinin rüyalarını anımsadığını farkettiler. Rüya görmediğini söyleyen insanların yalnızca sabah uyandığında rüyalarını anımsamayanlar olduğu anlaşıldı.

Daha sonra araştırmacılar uykunun REM uykusu dışındaki bölümlerinde beynin üç farklı etkinlik düzeyi daha olduğunu buldular. Sonradan insanların uykunun REM uykusu dışındaki aşamalarında da rüya gördüğü anlaşıldı. 1960 'lı yıllarda REM uykusunun beynin duygu ya da motivasyonlardan sorumlu bölgelerince değil, beyin sapının solunum beden ısısının ayarlanması ve kalp ritmi gibi otomatik işlevlerden sorumlu olan "pons"bölgesince kontrol edildiği anlaşıldı.

Bu bulgu rüyaların isteklerle duygular ve güdülerle ilişkili olmadığı görüşünü destekliyordu. Yani rüyalar Freud 'un kuramının tersine beynin duyular ya da motivasyonla ilgili bir bölgesinin değil çok daha temel ve daha alt düzeydeki fizyolojik bir düzeneğin kontrolündeydi. 1960 'lı yıllardan sonra rüya görmenin işlevleriyle ilgili birçok fizyolojik kuram ortaya atıldı.

Bugün hala uykunun ve rüya görmenin işlevleri tam olarak anlaşılmış değil. Ancak rüya görmenin nörofizyolojik ve biyokimyasal temellerinin ortaya çıkarılmasına yönelik araştırmaların sonuçları psikanalistlerin rüya kuramlarının saygınlığını büyük oranda yitirmesine yol açtı. Yine de son yıllarda yeni görüntüleme yöntemleriyle yapılan bazı çalışmalar Freud 'un varsayımlarında doğruluk payının yüksek olduğunu gösteriyor. 1998 yılında Science dergisinde yayımlanan bir makale bilim dünyasına Freud 'un haklı olabileceğini gösterdi.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri 'nden (National Institutes of Health) Allen Braun ve arkadaşları REM uykusunda duyguları ve motivasyonu kontrol eden beyin bölgelerinin (limbik sistem ve yan limbik sistem) sanılanın aksine aslında oldukça etkin olduğunu kanıtladılar. Korteks 'in (beyin kabuğu) işlek bellek dikkat ve mantık gibi zihinsel işlevlerden sorumlu "önalın bölgesi"ninse REM uykusu sırasında etkinliğini yitirdiği görüldü. Braun bu durumun rüyaların birçok özelliğini açıklayabileceğini düşünüyor. (Tuhaf imgeler kişinin dikkatini herhangi bir şeye yöneltmede yetersiz kalması ve rüyaların sabah uyanınca büyük ölçüde unutulması gibi).

Bulgular bununla da kalmıyor. Braun ve arkadaşları REM uykusunda görsel uyarıların varış noktası olan birincil görsel korteks bölgesinin de etkinliğini yitirdiğini ancak beyne gelen görüntülerin işlenmesiyle ilgili daha üst düzey bölümlerin etkinliğini sürdürdüğünü de ortaya çıkardılar. Braun 'a göre bu bulgu da insanların rüyadayken dış dünyadan kopmalarına rağmen neden "görmeye" devam ettiklerini açıklıyor.

Rüyaların süresi

Rüyalarda yaşananlar inanılmayacak kadar hızlı gelişir. Bir kaç dakikalık rüya esnasında bile çok uzun sürdüğünü sanılan garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izler, bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Ancak zaman kavramını, uyandıktan sonra beyinin öğretileri ve alışkanlıkları doğrultusunda saptadığımız bir anlar toplamıdır sadece.

Bilimadamlari rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varamamışlardır. Bir kısmı rüyaların sadece birkaç saniye sürdüğünü iddia ederken, diğer bir kısmı da saatlerce devam eden rüyaların olduğu fikrindedir. Bu tartışmalar sırasında Dr. B. Klein adında Amerikali bir bilimadamı bir araştırmaya başlamış ve gönüllü olarak seçtiği kişileri hipnotize ederek uyutmaya başlamıştır ve belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinleyerek, bir rüyanın 20 saniyeyi geçmeycek kadar kısa sürdüğünü belirlemiştir. Dr. Klein'ın sürdürdüğü bu araştırmanın sonunda en uzun rüyanın 90 saniyeyi geçirmediği ortaya çıkmıştır.

Rüya türleri

1. Psikofizyolojik Kaynaklı Rüyalar (alelade rüyalar)

2. Fiziksel kaynaklı rüyalar

3. Kimyasal kaynaklı rüyalar

4. Psişik kaynaklı ya da paranormal rüyalar

5. Telepatik rüyalar

6. Durugörü rüyaları

7. OBE ya da şuur projeksiyonu (astral seyahat) rüyaları

8. Haberci rüyalar

9. Uyarıcı rüyalar

10. Prekognitif rüyalar

11. Bilgilendirme amaçlı rüyalar

12. Bedensiz varlıklarla kurulan irtibatlardan kaynaklanan rüyalar

13. Serbest hafıza rüyaları

14. Prekognitif rüya

15. Yaratıcı rüya

16. Lüsid rüya

Rüyaların yorumlanması

Aynı rüya farklı zaman ve yerlerde görülürse, bunun yorumu da farklı olur. Bazen aynı rüyayı değişik insanlarda görebilir, ancak her insanın ruhu ve manevi dünyayı anlayışı, yaşamı farklıdır. Bundan dolayı da yorumu özünden bir şey kaybetmese bile yorumu ve yansıması farklı olur. Zaman zaman başkaları ile ilgili rüyalar da görebiliriz; bizi hiç ilgilendirmeyen bir rüya, bir başka bir başka yakınımızı ilgilendirebilir.

Rüyaları yorumlarken tarafsız olmak, duygulara kapılmamak, karamsarlaşmamak gerekir. Bu arada rüyada sadece bir şekil veya olayı değil, her şeyi birlikte yorumlamalıdır. Rüyadaki renkler de büyük önem taşır. Rüyada görülen bazı insanlar tanıdıksa, adlarına da dikkat edilmelidir. Bu adların anlamları da yaklaşan bir durumu haber verebilir.

Lucid rüya nedir?

Aslında pek çoğumuzun belkide bir çok kez deneyimlediği fakat bunun isminin ve işlevlerinin farkında olmadığı bir durumdur. Rüya gördüğünüz zaman rüyada olduğunuzun farkına varmanız durumuna Lucid Rüya adı verilir.

Hayvanlar rüya görür mü?

Evde hayvan besleyenler çoğu kez kedilerin ya da köpeklerin gözlerinin uykudayken rüya görüyormuşçasına göz kapaklarının altında oynadığını bilirler. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar insan dışındaki memelilerin ve kuşların da rem uykusu uyuduğunu gösteriyor; ancak gerçekten rüya görüp görmedikleri kesin olarak bilinmiyor.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü´nden araştırmacılar yeni bir yöntemle farelerin gündüz öğrendikleri becerileri gerçekleştirirken etkin olan beyin bölgelerinin uyku sırasında da zaman zaman etkin duruma geldiğini gözlemişler. Yavru kuşların da gündüz öğrendikleri şarkıları geceleri uykularında "tekrarladıkları" daha önceki araştırmalardan biliniyordu. Bu bulgular rüyalarıngündüz yaşanan deneyimlerin bellekte depolanmasının da rol oynadığı görüşünü de destekliyor. Ancak onlar bize anlatamadıkça hayvanların rüyalarında neler gördüklerini belki de hiç öğrenemeyeceğiz.

Sözlükte "rüya" ne anlama gelmektedir?

1. Düş

2. Gerçekleşmesi olanaksız durum, hayal.

3. Gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut.